Şüphesiz bu soruda kastedilenler, Allah dışında ibadet edilen taş, ağaç ve benzeri cansız varlıklar değildir. Bazı kişiler, tağutu tekfir meselesini sulandırmak ve saptırmak için bu meseleyi ortaya attılar.(İhvan’ın ikinci mürşidi olan Hasan El Hudeybi’nin Duatun La Kuda kitabında yaptığı gibi… Yazdığı Duatun la Kuda kitabında bulunan sapıklık, saptırma ve iftiralara Allah (c.c)’ın fazlı ve yardımıyla “Cahiliyenin Hükmünü mü İstiyorlar” kitabımda reddiye yaptım. Bütün etkilerden kurtulmuş olarak ve hakkı istemek niyetiyle bu kitabın tamamen okunmasını tavsiye ederim.) Burada kastedilenler, Allah (c.c) dışında ibadet edilen insan ve cin şeytanlardır.
Bunu belirttikten sonra şöyle diyorum:
“Her kim, ibadetlerden herhangi birisinin Allah’tan başka kendisine de yapılmasına rıza gösterirse o kafirdir, küfür ve sapıklıkta en ileri gitmiş biridir. Bu kimsenin tekfir edilmesi ve reddedilmesi gerekir. Onun küfründe şüphe eden veya duraklayan ancak, hem gözü hem de basireti körelmiş, onun gibi kafir olan bir kimsedir.
Kitap ve sünnette tağut zikredildiği zaman tagutun küfrü de açıkça bildirilir. Bu göstermektedir ki, tağut kelimesi küfrü açık olan kimseler hakkında kullanılır. Fakat bu kelime bazen lüğat manasıyla yani; “haddini aşan” manasıyla kullanılmış ve haddini aşan belli şahıslara da tağut ismi verilmiştir. Şüphesiz her haddini aşan zalim, kafir olmaz. Bu sebeple selefi salihin alimleri bazen bu kelimeyi, zamanlarındaki bazı kimseler hakkında lüğat manasında kullanmışlardır. Beni Umeyye zalimleri ve Abbasiler dönenimde Haccac ve benzeri yöneticileri hakkında, zulüm konusunda hadlerini aşmış görerek onlara tağut ismini vermişler, fakat onları tekfir etme konusunda duraklamışlardır.